ZAMANSAL YAKINMALAR
Yıkıntılar içinde dönmek her Mevlana’ya gark olmaz. Hikâyemiz bundan cisim. Geçmişimiz bundandır. Konuşmalarımız kime özgü biz neyiz? Doğuran mı sancıyan mı?
Bir insan etinin tartısını bilmeli ona göre kelimelerini ayarlamalı. Demiyorum ki beyninin gramajı fazla olanın sözü okka çeker. Demiştik ya hikâye burada başlar buranın tam ucunda kursağında biter.
Kötü zamanların ve okumaların en yoğun olduğu mevkide kimyasalın an be an arttığı kendinden bilmediğin dölün, çocuk kıvamına gelmeden önceki bir zamanda tanışmış olamaz mıyız kıyımımızla.
Göçü başlatmalıyız artık her birey yerini belirlemeli, mevziye silah kalmasa bile onu anası ile avradı ile savunmalı.
Dağınık olmamız kimliğimizin bir parçasıdır. Düzenli olmamız ise bize süper egodan nakşedilmiş bir Nakşibendi. Gelgelim sabah uykularımız kötü ise sancı ne dinseldir ne de tinsel. Dönüp şükretmeli yalvardığına dönüp secdetmeli yüzüne baktığında, neden mi tükürüğün yüzde nasıl yayıldığını daha iyi anlama çabası içinde olduğundandır.
Görmek insana ya da hayvana özgü bir özellik. Deneyler ya insan üstünden ya da demeliyim ki çoğu zaman hayvan üzerinden gelişmektedir. Evet, bilimler böyle ilerlemekte ama biz ne kimyasal ne fantastik hiçbir türküye bekaretimizi vermemekteyiz.
Tenimiz çok değerli ama biz o tenimizi bir sunuş malzemesi olarak gördüğümüzde ve bununla beraber bu sunuşa aklımız ve duygularımız karıştığında ne yapacağımızı bilemeyiz. Sevişmek haz verir idseldir. Sevişmenin sonrasında evleneceğimiz kişiye sunacağımız masumiyet egodur çünkü o masumiyet değil çıkardır. Evlenmeden doğurmaya çabaladığımız ama kıydığımız her çocuk önceden ölen babımızdan tatmadığımız süper egodur.
Söylenecek bir şey yok yazıyı yazanın dinamiklerini görmek manidardır. Eleştiri haktır bunu kullanmayan alçaktır…
