Pencere Konuşmaları

Beyninde dönüp dolaşan kelimeler cümleler dizisini bir türlü dindiremedi. Bazen romanın her hangi bir yerin de dalıp gittiği o dikkat dağınıklığı zamanlarında eline aldığı kalem ve pörsümüş kâğıda karaladı, bazen telefonun mesaj bölümüne. Ama o kadar dağılıyordu ki cümleler. Bunları nasıl kaydedebilirim düşüncesiyle hep bir icat oluşturmak istedi. Hani bir alet olsa beynimizde geçen bütün düşünceleri ve cümleleri kaydetse ne güzel olurdu. Ama bunun topluma yansımasını düşündü, bir an durdu. Kim isterdi ki kafasından geçen bütün düşüncelerin ifşa edilmesini. Sustu otobüsteki insanların davranışlarını çözümlemeye başladı.

Ve tekrar düşünceler ve tekrar beynin teker teker hücreleri bitiriliş yıkım sanfonisi canlandı gözlerinde. Ağlamaklı oldu ama ağlayamazdı insanlar vardı, içine gömdü başka bir zamana yalnız bir kalem mevkisine iteledi gözyaşlarını. Eleştirmeyi bildi, ilk eleştirini kendi benliğine sundu, kendi benliği insanlığının önünde diz çöktü.

Eline aldığı kitaptan bir başlık okudu ve altına atılan kelime dizinlerine güldü geçti, neyin kavgasında idi bu insanlar kimin parasını çalmakla yükümlü idiler. Hatırladı bir an, daha üniversite yıllarındayken ülkede ünlü tanınır birçok aşk yorumuna kendi yazılarıyla tekrar sunan bir yazara rakı sunuşunu, o insanın nasıl ilmik ilmik yazı dokuyuşunu. Önceleri takdir etti. Ama bu kanı çok sürmedi. O kişinin orada hüzün çaldığını gördü. Ve daha kötüsü o aralar emekçi olan ellerinden içtiği rakıların parasını vermeyip kaçışını, buna bir kelime eklemenin veya düşünce sarf edişin hiç anlamının olmadığını düşündü ve aşkları düşündü romanlarda destanlarda okuduğu aşkları düşündü durdu.

‘’Neden neden günümüz aşkları o sayfaların beyazlığına benzemez’’ diye bir soru sordu kendine. Arkadaşlarıyla girdiği ikili ilişkili tartışmalarında yaptığı çözümlemelerden birkaç tanesi geldi aklına. ‘’O aşklar sayfalara gömülmüştü. Nasıl o insanlar öldü aşk denilen kavramda onlarla türbelerde sergilenmek üzere gömüldü. Aşkı yaşayan insanların bizim gibi korkaklara zerre bir şey bırakmayacağını’’ söyledi durdu. ‘’Salak değillerdi zamanın ve yılların bütün isimlerine dağılan bir aşkın yaşatılması yaşanılan aşkın kendisi ile beraber gömülmesi ile sağlanırdı anca. ‘’

Aşka ve kadına ne sunduysa iyilik denen kavramın içinde hep ters tepti. Sordu kendine, bir hakim gibi. Sertti tavrı ve imkansız bir çözümleme yeteneği sunarak beynine:

 ’‘Ben mavi ve beyaz gömlekler giyerdim. İçimin saf ve kirli yönlerini göstermek niyetiydi belki bu kıyafet seçimim. İyilik ettim iyilik bulamadım. Atasözlerinin denize atılan iyilik ediminden bir değil onlarcasını yaptım ama bir balık çıkıp da ne sazan ne rakılık meze olmuştu karnıma. Evet, hanginiz kaçmadınız bu iyilikten, hanginiz bunun tersi olması için elinizden geleni yapmadınız. Size tapan insanı başkasına gitmesi için ne kadarda zorladınız. Biriniz ağladı diğerinizde, zorladığınız ayaklar sizler ağlamaya başladığında çoktan başka iyiliği anlayacak bir kadına yol almıştı siz bunun sadece farkına varamadınız. Şimdi başka kötülük eden kapılara sığındınız başka şiir yok mumda söndü, şiir çoktan tükendi. Sizler şimdi başka kollarda inlerken, beyinlerinizdeki beni silmeye çalışın. Beni kanı kalmayan çarşaflarınızla silmeye çalışmayın.’’

Çok dokunaklıydı çok içi geçmişti hayata. Belki bir felsefe belki bir bilim alırdı onu bu illet düşüncelerden. Yaralıydı, kuş misali çırpınan kanatlarını görüyordu. İntihar haktı ama o deneyemiyordu ve alçaktı.

Gitmeler ah ki ne gitmelerdeydi ama bu sefer tersi olmuştu karşısında duran kadın bunları sayıklıyordu. O bu cümlelerde tekil şahıs dönen ‘’ben düşünürüm’’ cümlesinin içinde yer alamamaktan o kadar mutluydu ki karşısında ki iki kara göz bir esmer ten bile anlayamazdı. O kadar yorgun ve o kadar uykuya hasretti ki. Kollarında sıkıca doladığı umutlarını bir türlü dışarıya salamıyordu. Hani olurda kaçarlardı. Hani olurda ona hüküm sürerlerdi. Onu bu ölüme yaklaşmış durumdan çıkartıp birkaç sene daha yaşatırlardı. Umutlar saftı anlamazlardı ki, onu bu hayat denen zindana daha çok bağlarlardı.

Bir şizofren edasıyla önüne düşen bir cismin yaratık oluşundan dem vurdu ona bir kahve ikram etti. Çirkin yüzlü yaratık kahveyi ve onun düşüncelerini yudumlarken o da ona başka nasıl misafirperverlik ederim düşüncesiyle durduğu yerde masanın ayaklarının tam çaprazına yığılıp kaldı. Ne zaman uyanacağını o dahi bilmiyordu…

~ tarafından mahmutpakdemir 05/07/2010.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.